BENERCI KENDINI NEDEN ÖLDÜRDÜ ?

BIRINCI KISIM   BIRINCI BAP   BIR GENÇ ADAMA…

HAKÎM HERAKLIT’E… YILDIZLARA VE ASKA DAIRDIR…

 

I

Sehir
uzakta.
Genç adam
ayakta.
Akiyor sehirden geçen nehir
genç adamin ayaklari dibinden.
Genç adam
piposunu çikariyor cebinden
araniyor kibriti.
Bakiyor akar suya
düsünüyor Heraklit’i,
düsünüyor büyük hakîm Heraklit’i genç adam…
Kim bilir belki böyle bir aksam,
böyle bir aksam,
Heraklit alnini
yesil gözlü zeytinliklerde akan
suya egdi
ve dedi:
«— Her sey degisip akmada,
bu hâl beni hayran birakmada..»

Heraklit, Heraklit; ne akistir bu!.
ne akistir ki bu, dalgalarinda
daglidir alni en mukaddes putun
kizgin demir damgasiyla sukutun.
Gebedir her sukut bir yükselise.
Ne mümkün karsi koymak
bu köpürmüs gelise..
Heraklit, Heraklit!.
akar suya kabil mi vurmak kilit?

Sehir
uzakta.
Genç adam
ayakta.
Akiyor sehirden geçen nehir
genç adamin ayaklari dibinden.
Genç adam
kibritini çikariyor cebinden
yakiyor piposunu.
II

Dikine mustatil bir apartimanin
en üst katinda
dört köse bir oda.
Perdesiz pencereler.
Pencerelerin disinda yildizli geceler.
Genç adam
alnini dayamis cama.
Ben, romanin muharriri
diyorum ki genç adama:
— Delikanlim!.
Iyi bak yildizlara,
onlari belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha
yildizlarin isiginda
kollarini ufuklar gibi açip geremezsin..

Delikanlim!.
Senin kafanin içi
yildizli karanliklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
Yildizlar ve senin kafan
kâinatin en mükemmel seyidir.

Delikanlim!.
Sen ki, ya bir köse basinda
kan sizarak kasindan
gebereceksin,
ya da bir daragacinda can vereceksin.
Iyi bak yildizlara
onlari göremezsin belki bir daha…

Delikanlim!.
Belki beni anladin,
belki anlamadin.
Kesiyorum sözümü.

Iste kapi açildi
geldi beklenen kadin..
«— BEKLETTIM MI?»
«— ÇOK…
Ama zarar yok..»

Kadin
yakaladi genç adami
elinden.
Genç adam
yakaladi kadini belinden.
Bir yumrukta kirdi cami.
Oturdular pencerenin içine.
Sarkti ayaklari gecenin içine…
Isikli bir deniz dibi gibi
baslarinda, sagda, solda gece yaniyor.
Ayaklari karanlik bosluklara sallaniyor..
Sallaniyor ayaklari
sallaniyor ayaklari…
……….. DUDAKLARI ……

Sevmek mükemmel is delikanlim.
Sev bakalim…
Mademki kafanda isikli bir gece var,
benden izin sana,
seeeeev
sevebildigin kadar…
IKINCI BAP   GENÇ ADAMIN, SEVGILININ SAHISLARINA…

TIBET MABETLERI VE AMERIKAN FILIMLERINE…

AYIN ON DÖRDÜNE…

GENÇ ADAMIN ESRARENGIZ MESGALESINE…

VE NIHAYET, MÜSEBBIBI MEÇHUL BIR IHANETE DAIRDIR.

I

Mevzubahs gencin
ismi: BENERCI.
Kendisi aslen Hintli olup
maskati re’si DELHI’dir..
Dostlarinin nazarinda tam
adam,
düsmanlarinin indinde azgin bir delidir
ve Britanya polisinde künyesi süphelidir..
Seklü semailine gelince:
Ne PATASON gibi tombul bir cüce,
ne MASIST gibi bir dev,
ne de VILLI FRIÇ gibi bir babik oglandir O,
iki gözlü, tek burunlu, basbaya insandir O…
Birinci babimizda,
Benerci’nin odasina gelen kadin
mühim bir rol oyniyacak kitabimizda.
Kendileri bir Ingiliz mis’idir.
Hem Ingiliz mis’lerinin nefisidir…
Imdi,
be nefis
Mis
nerde, nasil tanidi Benerci’yi?.
diye sorarsam size, ben,
eminim ki, siz, cevaben:

«— Mermer
merdivenler..
Kapi.
Kapida kivircik saçli
tastan
iki aslan.
Tibet.
Tibette mabet.
Mabedin içi…
Omuzlarindan çikan on alti kolu havada,
çiplak karni iki kat,
bagdas kurup oturmus
mâbut
BUDA..
Inledi öküz derisinden mukaddes davul:
— Savul!
Savul!!.
Savuuuul!!!.
Buda’ya kurban geliyor.
Sari saçli, mavi gözlü bir kadin
beyaz, kar gibi..
Kadinin canina kiyacaklar gibi..
Açildi kanli bir agiz seklinde karni Buda’nin,
fiskirdi mukaddes alevler disariya.
Uzun külâhli Mogol rahipleri
kaldirdilar havaya beyaz kadini.
Doyuracaktir Buda ates dolu karnini.
Mavi gözlü dilber kurban gidiyor, kurban…
. . . . . . . . . . . . . . . .

— Dran!
Drrrran!.
Drrrrrrrran!!!.

Atildi üç el tabanca.
Yuvarlandi Mogol rahipleri birbiri ardinca.
Esmer bir delikanli yaklasti mavi gözlü dilbere!
— Kaçalim!
bir an kaybedecek zaman degil..

OTOMOBIL..
Son sür’at..
Saatta 110 kilometre..

Iste bu kurtarilan kadin,
birinci bapta odaya gelen kadindi.
Onu kurtaran genç:
BENERCI..
Ve bu suretle Ingiliz MIS
tanidi Hintli genci..»
DIYEREK
haltedeceksiniz.
Romanimi daha baslamadan berbat edeceksiniz..
Gelin, etmeyin çocuklar..
Ne çikar,
inanin bir sefer olsun NÂZIM’a
Amerikan filimlerinden fazla..

Ilk tesadüf
tramvayda oldu.
Ikincisi
lokantada.
Üçüncüde dügüm baglandi nihayet
siyah podüsüet
bir çantada..
Ingiliz kizi mahsus
çantasini yere düsürdü.
Hintli genç mahsus
düsen çantayi gördü:
kaldirarak
verdi kiza…
EEEEEEE?
Sonra?
derseniz,
bakin, birinci babimiza…
II

Ayin on dördü.
Ayin on dördünü Paris’te aç gezen gördü,
dedi ki:
— Bu gece ay
dibi kalay
bir tencere gibi…

Ayin on dördü.
Ayin on dördünü Fatihli hirsiz gördü,
dedi ki:
— Bu gece ay
gökte açik kalan
bir pencere gibi.
Atlasak içeriye,
asirsak, be imanim,
Meryem Ana’nin
gümüs takimlarini.

Ayin on dördü.
Ayin on dördünü Irlandali bir polis gördü,
dedi ki:
— Benziyor ay
yildizlarin yaldizlarini çalmak için
göge çikan bir hirsizin
fenerine…

Ayin on dördü.
Ayin on dördünü sair Salih Zeki gördü:
benzetti kendi eserine
begendi…

Ayin on dördü.
Ayin on dördünü Londrali bir lord gördü,
dedi ki:
— Benziyor ay
hasmetpenahimin
dizbagi nisanina…

Kizardi ayin on dördü.
Kizaran ayin on dördünü bir parya gördü,
dedi ki:
— Benziyor ay
Ganj’in üstüne damlayip yayilan
kardes kanina.

Ayin on dördü.
Bu sefer bizzat
çekik gözleriyle ayin on dördü
KALKÜTA sehrine civar,
bir çay tarlasi gördü.
Tarlanin disinda duvar.
Içinde bir ev.

Gece saat: 2…

Evin alt katindaki
oda.
Kapali pencereler, asma bir lamba,
bir masa ortada.
Üç amele, iki köylü, bir muallim ve Benerci,
yani ceman yekûn:
yedi Kalküta delikanlisi, yedi inkilâp genci……
Benerci söz söylüyor:
— Bize karsi
Intelicent servis
kendine mahsus…

— Sus.
Bir tikirti var.

Döndü baslar
kapiya.

— Sana öyle gelmis.
Devam ediyorum arkadaslar:
Intelicent servis
kendine mahsus…

— Benerci, sus.
— Rüzgâr…
— Arkadaslar
Intelicent servis…
— Siiiiis…
Söndürün…
Disari bakacagim…

Karanlik…
Aralandi pencere.
Ay isigi
parliyan enli bir kiliç gibi keserek karanligi
düstü yere.
— Ne var?
— Siiiiisss!.
Disarda polis.
Lambalari sönmüs iki otomobil,
ve bir sürü motosiklet…
— Satildik…
— Evet…
ÜÇÜNCÜ BAP TAYMIS GAZETESI’NIN BIR TELGRAFI…

VAZIYETIN TELHISI VE BENERCIYLE ISTANBULDA MATBAADA BIR MÜLÂKAT…

KALKÜTADA UMUMÎ GREV…

SOMADEVA…

TASLANAN ÇOCUGUM…

VE DAHA BIRÇOK YÜREKLER PARALAYICI HADISELERE DAIRDIR.

 

I

        Taymis gazetesinin Kalküta’dan aldigi bir telgraftan:

KALKÜTA – Kizillarin tevkifati devam ediyor. Sehir civarindaki çay tarlalarinda metrûk bir evde toplanan gizli Vilâyet Komiteleri, içtima halindeyken derdest edilmistir. Yedi kisiden mürekkep olan komite azalarindan altisi yakinda adliyeye verileceklerdir. Yalniz, ilk istintak neticesinde, gene komite azasindan, Benerci isimli bir genç tahliye olunmustur…
II

Vaziyeti telhis edelim hele.

BIR.
Benerci inkilâpçi bir gençtir.
Hazim zamanlarini, bos gecelerini degil,
boydan boya ömrünü vermistir ihtilâle…

IKI.
Birinci bapta ögrendik ki,
Benerci âsigidir Britanyali bir kizin.
Yani, delikanlimizin
kalbine bir tas
düsmüs.
Kirmizi saçli bir bas
düsmüs
ve kalbi
dalga dalga halkalaniyor…

Iki, A:
Benerci riyaset ederken gizli bir içtimaa
alti yoldasiyla yakalaniyor.

Iki, B:
Fakat meçhul bir sebebe
binaen,
yoldaslarinin mevkuf bulunmasina ragmen,
Benerci tahliye edilmistir.

Iki, C:
Bence, yani romanin muharrirince
oldugu kadar,
Benerci için de bu tahliye keyfiyeti
siniri, ruhu, kemigi, eti
kemiren bir esrardir, iki gözüm,
serapa esrar…

. . . . . . .
. . . . . . . . . . . . .
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
. . . .

Benerci, sana dört teklifim var:
Evvela,
Kalküta’dan Istanbul’a
çik yola.
Babiâli caddesinde matbaaya gel…
Geldin mi?
Âlâ…

Saniyen:
sinirini yen.
Karsimda dikilip durma, otur…

Salisen:
ayagini iki defa yere vur:
Kapi açilsin
Lebbeeeeeeeeyk! deyip
bize iki çay getirsin kahveci üstat.

Rabian:
anlat.
Su müthis müskili birlikte halledelim
seninle…

— Anlatiyorum.
Dinle:

Ve Benerci, macerayi bana, kafiyesiz filân, yani nesren söyle anlatmaya basladi:

Sarilmistik. Yok edilmesi lâzim gelen bazi kâatlar vardi. Vakit kazanmak için, polisin üstüne ates açtik. Brovniklerimizin sarjörlerini iki defa tazeledik. Birimiz kolundan, birimiz de basindan yaralandi. Kursunlarimiz tükendi. Britanya polisi içeri girdi. Girtlak girtlaga kapistik. Nihayet, kiskivrak bagladilar bizi. Kamyonlara yüklediler. Müdüriyette, yedimiz birden, bir herifin karsisina dizildik.

Burada, Benerci yine costu, isi kafiyeye döktü:

Herifin
mavi gözleri çipil çipil
surati çilliydi.
Intelicent’ten oldugu belliydi.
Geçti arkadaslarin önünden.
Benim önümde durdu.
Yüzüme bakti.
Ismimi sordu.
Beni birakti…
Niçin biraktilar beni?
Beni
niçin
birak-
-tilar?
— Benerci, buna bir tek sebep var.
— Ne?
— Düsecekler pesine..
Esine??
Atesine??
Matesine??
Tükürmüsüm kafiyenin içine…
Yani, anliyacagin, seni biraktiktan sonra pesine düsecekler. Sonra cooop, haydi bir tevkifat daha. Tabii, sen yine içerde. Hem bu sefer artik suratina bakip ismini sorup birakilmamak sartiyla. Iste tahliye keyfiyetinin sebebi…
— Sebep bu degil. Ben, tamamen temizim. Arkamda takip yok.
— Tuhaf sey. Disarida temas ettigin arkadaslar ne diyor?
— Galiba onlar da senin gibi düsünüyorlar. Iki üç defa, muhtelif arkadaslarla temas etmek istedim. Fakat verdigim randevulara gelmediler. Arkadaslar benimle görüsmek istemiyor.
— Öyleyse, sen hemen yine Kalküta’ya git oglum. Ne halt edersen et, su vaziyeti bir düzelt bakalim.

Benerci gitti.
Baktim ki, pencereden:
muktesit, muharrir ve muhbir
Nedim Vedat Bey geçiyor.
Düsündüm Benerci’yi
ve mel’un bir ihtimalle birden
yüregim cizz etti.

Arif olanlar için,
bu fasil burada bitti…
III

Stop:
Fren!
Ziiiink!
Durdu!.
Amele
bas parmagini tele
dokundurdu.
Akümülatör, dinamo, motor, buhar, benzin,
elektrik,
Trrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrik!
D     U     R      –      D     U      !!!..

Yüksek tugla bacalarda dumanlar donakaldi.
Koptu kayislar.
— Patron, sabotaj var!.
— Kos telefona.
— Islemiyor…
— Telgraf…
— Teller kesilmis,
makina bombos…
— Kos!..
Karsimda durma, avanak!..
Hangarda ne varsa, üstüne atliyarak,
kosun sehre…
Sarjant, polismen, asker,
kirk ikilik, tayyare, tank,
ne bulursaniz,
yetistirin…
Birden
bisiklet, motosiklet, otomobil, omnibüs
tozu dumana kattilar, dumani toza…
Fakat
yine birden
eksi boza…
Ne ileri
ne geri.
Paaaaah!..
Fiiiiiss…
Patladi lastikleri…
Geç kaldilar, geç!..

Drran
drrrn
drrran…
Tiki taka frev…
Edildi ilân
Umumî grev!!!..

Kalküta grevdedir.
Benerci evdedir,
sirtüstü yatiyor yatakta…
Geçiyor haykirismalarla kapisinin önünden
tek basli, tek yürekli, milyon ayakli Kalküta…

Onlar, hep beraber grevdedir…
O, yapayalniz evdedir.
Yapayalniz…
Tavan, kapi ve duvar…
Onu kavgaya çagirmadilar.
Günlerdir ki, onu gördükçe arkadaslari
çevriliyor baslari…

Benerci yatakta
Kalküta ayakta.
Benerci görmeden görüyor yattigi yerden
yürüyen Kalküta’yi:

«Adim
Adim.
Adim — lar
adim — lari…
Kal — dirim
kal — dirim.
Kal — dirim — lar
kal — dirim — lari…
Cad — de…
Cad — deler…
Kalabalik…
Ka — la — ba — lik
itiyor
iki
yana
apar — timan — lari…
Behey tram — vay!..
çigneneceksin:
saga sola sap…
Geçit yok.
Rap
rappp
rappp!!!!!
Ve…
Va…
Vey…
— Yol açin kamyonlara
amele çocuklari
babalarini geçiyor..»

Haykiraraktan
Benerci firladi yataktan.
Simdi sokaktan
tek bir insan sesi yükseliyordu…
Benerci kostu pencereye:
Asada sokak
kalabalik.
Yukarda masmavi bir hava
Asada bir kamyonun üstünden
kalabaliga
Söz söylüyor en yakin arkadasi SOMADEVA:*
«— Arkadaslar!
Aylardir ki anamiz avradimiz
uzun aç disleriyle dislediler
kendi memelerini.
Arkadaslar…
Çiplak aç karnini kursunlara vermek,
kivranarak gebermek…
. . . .  Tek  . . . .
. . . . . . . . . .  Vaar?
Hayir!.
Ar . . . . . . . lar . . . . . .

(*) SOMADEVA, Benerci’nin en yakin arkadasi olup, uzun bir müddetten beri Kalküta’da bulunmuyordu. Binaenaleyh, böyle bir zamanda onun sesini duyup kendisini görmek, elbette ki, Benerci’yi sevinçli bir hayrete düsürecektir.   N.H.
Önümüzde onlar
kalin enselerini kirip
boynuzlarini saplayinca topraga…
. . . . .  aga….
Biz….
. . . . . . .  mizi!.
Patiska bir gömlek
gibi yirtarak
etimizi
kanli kemiklerimizle
. . . . . . . . cagiz . ! ! . .
O zaman gülleri kokliyacagiz.
O zaman
tabiat
güzel bir agiz
gibi karsimizda gülümsiyecek…»

Benerci   artik   kendini   tutamadi.   Pencereden    üç   defa:    S O M A D E V A..     S O M A D E V A..         S O M A D E V A..  diye haykirdi. Bu haykiris o kadar kuvvetli idi ki, S O M A D E V A  sustu. Birdenbire esen rüzgârla bulutlari dagilan bir yaz saganagi gibi sokaktaki kalabaligin ugultusu kesildi. Insanlar, baslarini enselerinin üstüne yatirarak, dikine mustatil apartimanin yedinci katindaki perdesiz pencereye baktilar. Ve orada, camin arkasinda, Benerci’nin sari yüzünü gördüler.
S O M A D E V A, Benerci’yi tanidi. Kollari ona dogru uzanir gibi oldu. Bu hareketi, yalniz yukardan Benerci ve kendi içinin içinden  S O M A D E V A  gördü. Baska hiçbir göz, uzanmak, kucaklamak istiyen kollarin hasretini göremedi.
Yukardan, yine Benerci, üç defa bagirdi:
— S O M A D E V A..  S O M A D E V A..  S O M A D E V A…
Asada  S O M A D E V A,  kamyonun etrafina toplananlara:
— Bana bir tas veriniz, dedi.
Tasi verdiler. Ve en eski günlerin en yakin arkadasi:
— Bu adam nefsini kurtarmak için yoldaslarini satmistir. Benerci müstevlilerin casusu olmustur. En yakinlarinin kellesini satmasaydi, bunu yapmasaydi, onun kahrolasi basini omuzlarinin üstünde birakmazlardi, dedi. Ve sag kolunun bütün kuvvetiyle, yedinci kattaki perdesiz pencereden bakan sapsari insanin yüzüne, tasi atti…
SOMADEVA’nin tasi, BENERCI’nin alnina geldi. Benerci dimdik durdu. Iki kasinin arasindan sizan kan, çenesinden gögsüne akti…
Ve Benerci’nin basi benim, ben Nâzim Hikmet’in dizlerine düsünceye kadar, en büyük, en iyi, en sevgili, kahreden ve yaratan KALKÜTA, onu tasladi.
Baygin çocugumu, yatagina yatirdim. Camlari parçalanmis, pervazlari kanli pencereye çiktim. Arasira arkasina dönüp bakarak uzaklasan kalabaligin pesinden su suretle feryada basladim:
Benerci benim oglum…
Ben onun yüzünü
görebilmek için
kaç kerre gecemi gündüzümü
on birlik tütüne satarak
dumandan bir adam gibi dikilip durmusum…
Benerci benim oglum,
ben onu
uykusuz gecelerin
ellerine dogurmusum…

Benerci sizi satmadi.
Benerci günlerdir yemek yemiyor,
gecelerdir yatmadi.
O yatmiyor, ben yatabilir miyim?
Benerci sizi satmadi,
sizi ben satabilir miyim?
Benerci benim oglum.
Onu ben
kellemden, etimden, iskeletimden
sizin için dogurdum…

Dostlar!
Içinizden bir çiban gibi süphenizi yolunuz.
Benerci sizin oglunuz,
benim oglum…

Fakat, kalabalik, benim sesimi bile isitmeden ilerledi, kayboldu. O zaman, hâlâ baygin yatan çocuguma döndüm, dedim ki:

Dostlar dinlemedi beni Benerci.
Benerci oglum, küçücügüm, büyügüm,
basinda dolasan bu mel’un dügüm
çözülene kadar…
bizim ah! demege hakkimiz yok,
Onlarin taslamaga hakki var…
IV

KALKÜTA’DA BIR POLIS KARAKOLUNUN
YÜKSEK DUVARLARININ DIBI

Gök gürler. Vakit aksam üzeri. Üç polis karakolun duvarlari dibinde bulusur.
BIRINCI POLIS — Nereye gitmistin?
IKINCI POLIS — Domuz bogazlamaya…
ÜÇÜNCÜ POLIS — Sen nerdeydin?
BIRINCI POLIS — Köprünün üstünde
bir Hintli kari gördüm demin.
Kucaginda kertenkele suratli bir çocuk vardi.
Çocuk beni görünce basladi aglamaya
aglamaya
aglamaya…
Kariya:
— Sustur su piçi,
Britanya polisine selam versin,
dedim.
Selam vermezse, kuyruksuz bir fare gibi
gebersin
dedim.
Ne sustu, ne selam verdi kara kurbaga yavrusu.
Akiyordu su…
Akar suya firlattim bu zirlayan seytan piçini.
Anasi yüzüme bakip
kara bir uçurum gibi çekti içini.
Dokundu rikkatime
bu iç çekis.
Madrasli bir ihtiyar:
«Azabi azapla tedavi edin…»
demis.
Getirdim karakola kocakariyi.
Sari sirtindan kizil kan sizdirip
çekecegim içinden agriyi…
IKINCI POLIS — Sana bu iste yardim için
kocakariyi eski bir hali gibi
ayaklarina serecegim.
BIRINCI POLIS — Lütufkârsin…
ÜÇÜNCÜ POLIS — Ben de sana:
Bengale ormanlarinda avlanmis bir filin
koparilmis erkekliginden
bir kamçi verecegim…
BIRINCI POLIS — Baska bir sey istemez…
Malumdur bana azabi isdirap,
ezberimdedir tekmil
kitabi istirap.
Meselâ:
Uykulara kâbus gibi çökebilirim,
tirnak sökebilirim,
kulaklarin içine kursun dökebilirim.
Ellerin derisini eldiven gibi soymak,
koltuk altina kaynar sudan yeni çikmis
hindi yumurtasi koymak,
sirke damlatarak gözleri oymak,
domuz topu itlak olunan usûl,
velhasil daha bin bir usûlle gayeye vusûl
mümkündür bence…
Bakiniz, bende ne var?
3. VE 2. POLIS — Göster bize
göster bize!!
BIRINCI POLIS — Grevde yakalanan
Hintlilerden birinin
taze kesilmis basparmagi…
Kesildikten sonra yarim santim uzadi tirnagi…
3. VE 2. POLIS — Haydi içeri gidelim,
uzayan tirnagi seyredelim…

Polisler karakoldan içeri girerler. Bir müddet sahne bos kalir. Benerci gelir.
Yagmur yagmaya baslar… Benerci, belini karakolun duvarina dayayarak çömelir.
Karakolun duvarindan insan çigliklari gelmektedir. Ve yagmurun içinden uzun bir sehrin ugultusu isitilmektedir.
Karakolun duvarindan gelen insan çigliklari: Kalküta grevcilerine aittir.
Yagmurun içinden ugultusu isitilen sehir: Kalküta’dir.
Yagmur… Alaca karanlik… Aksam sulari…
Kalküta grevi maglûp olmustur.
Somadeva yakalanmistir. Ve Benerci’nin, duvari dibine çömeldigi karakolda, Somadeva’nin omuzbaslari dilim dilim yarilarak kaniyor.
Yagmur… Karanlik… Gece iyiden iyiye indi.
Benerci’nin saçlari, omuzlari, dizkapaklari sirilsiklam oldu. Arkadaslarinin attigi taslarla alninda açilan yarayi kapayan sargi islandi, yapisti…
Arkadaslar içerdedir.
Benerci yine disarda…
Kara gömlekli bir Italyan fasistinin bile, oglumun çektigi azabi duymasini istemem…

 

Nazım Hikmet Ran